Tozlu dergi ilanları


Reklam, insana hükmeder. Etkilemek istediği kitleyi çeşitli yollarla himayesi altına alıp, çok yüzeysel anlamıyla ürünü kurbanlarının en yakın dostu, en büyük ihtiyacı olarak tanıtmayı hedefler.

Yeni nesil reklamcılıkta pek çok duygu ve düşünceye yer verilip metaforlardan (arketip) yararlanılırken, bundan yıllar yıllar önce, henüz her şeyin siyah-beyaz olduğu dönemlerde, “reklam” bilinçli olarak kendine başka bir misyon daha yüklemişti. Henüz icatların yeni yeni yer bulduğu, insan psikolojisinde keşiflerin yapıldığı, teknolojideki gelişmelerin şaşkınlık yarattığı, günümüz insanından çok daha naif bir hedef kitle tanımının yer aldığı o dönemlerde reklamlar çarpıcı, bilgilendirici ve de öğretici olmalıydı.


Daha önce hiç görmediği bir içecekle karşılaşan, şöminede dökme demir arasında tost yaparken mutfak robotu denen bir aletle tanışan, ilaç sektöründeki gelişmelerle kendilerini şifacıların sihirli dünyasında bulan, gördüğü her yeni şeyi denemeye hazır meraklı bir tüketici grubu karşınızda duruyorken işiniz çok zor olmayacaktır. Hele bir de dönem itibariyle reklamını yapacağınız ürünün, muhtemelen pazardaki ilk ve tek ürün olacağını düşünün!



Aslında 1940’lı yıllara gittiğimizde daha sonraki dönemlere ait reklam çalışmalarının nerelere dayandığını rahatlıkla görebiliriz. Özellikle komünist rejimin provokasyon ve bilgilendirme amacıyla yaratmış olduğu posterler, II. Dünya Savaşı sırasında hem ittifak hem de itilaf kuvvetlerine ilham verdi. Sadece poster olarak değil, provokatif filmler, radyo cıngılları, tanıtım broşürleri ve el ilanları gibi pek çok mecrada artık sadece verilmek istenen mesajın değil, nasıl verildiğinin de önemli olduğu fark edildi. Elbette komünizmin grafik sanatlarına etkisi günümüzde de devam etmekte.


Tam da o sıralar batı kültüründe, dünya savaşlarının baskısı altında çok bunaldıkları için olsa gerek, kadın-erkek ilişkileri konusunda bir patlama yaşandı. Uzun süre savaşan erkeklerin “kadın ihtiyaçları(!)” dönemi anlatan filmlerde bile sık sık kullanılmış bir temadır. Bu yaklaşımla reklam sektörü kendine yeni bir kapı açarak çalışmalarında kadın-erkek ilişkilerine ve cinselliğe yer vermeye başladı. Yani “sex sells” o zamanlar için de geçerliydi.



Genel bir bakışla 1950 – 1980 yılları arasında yayınlanmış olan ilan çalışmalarının çoğunda reklam etiğine rastlamak pek mümkün değildir. Haliyle pek çok ürünün yan etkileri, zararları ve içeriği henüz kestirilemediğinden reklamcılar için bu ürünün tanıtımını yapmakta hem vicdanen hem de kanunen bir sakınca görülmüyordu.


Gelişen teknoloji ve çağa ayak uyduran modern insanları ile 60’ların başından 70’lerin sonuna kadar reklam dünyası tam bir felaketti. Reklam ve pazarlama dünyasının yeni stratejileri bir yana dursun, o dönemlerin “erkek egemen” toplum görüntüsü, iş dünyasında erkeklerin hakimiyetiyle ortaya çıkan dengesiz ve absürt aile duruşu sektörü ilerletmek yerine geriye götürdü. Bir de üstüne o dönemlerde baş gösteren zapt edilemez libido yükselişi ile insanları etkileme sanatı birleşince, şimdi görenleri rahatsız eden pek çok çalışma çıktı ortaya.


1980’lerle birlikte sanattaki akımlar doğal olarak reklamları da etkilemeye başladı. Sürrealizm, Hi-Fi Art ve New Age gibi akımların sanatı yönlendirmesiyle birlikte reklamcılar da tasarımlarını ve satış stratejilerini bu yönde kullanmaya başladı.


Günümüzde herhangi bir dergiyi ya da gazeteyi açtığınızda, sokaklarda yürürken billboard’lara ya da raketlere baktığınızda ilginizi cezp edecek pek çok ilana rastlamak mümkün. İlan reklamcılığı iş dünyası, ekonomi, teknoloji, sosyoloji, psikoloji ve global dengeler gibi pek çok değişkenle birlikte sürekli güncellenen bir sanat kolu. Dünden bugüne insanları şaşırtmak için tasarlanan en eski toplu iletişim kanalı.

Bu yazı 10.10.2009 tarihinde Elma+Alt+Shift‘te “Suratına üfle ve seni her yerde takip etsin” başlığı ile yayınlanmıştır.